srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
Hiç öğrenemedim nedir bu keçi boynuzu denen şey. Kuruyemişçilerin sattığı bişey olduğuna göre tahminen ya yeniyodur ya da kaynatıp içilen bişeydir.
İlkokul zamanında bigün bi çocuktan çok güzel bişey olduğunu duymuştum. Karizmayı çizdirmemek adına ne olduğunu da soramamıştım. İçimdeki merağı gidermenin tek yolu vardı; bi tane edinmek. Kuruyemişçiye gidip “şunlar ne kadar” diye sordum. Söylediği fiyat yeni mission’ımdı artık. Para biriktirmeye başladım. Alıp öğrenecektim ne olduğunu. “Önce bi ısırmayı denerim, olmadı kemiririm, o da olmazsa içini açıp yenilebilecek bi yeri var mı diye bakarım” diye düşünüyordum.
Bi süre sonra artık yeterince param vardı. Kuruyemişçiye bu kez kendimden emin bi şekilde gittim. Ama ne olduysa raftaki gofretleri görünce oldu. Bi tarafta ne olduğunu bile bilmediğim bişey, bi tarafta süper gofretler vardı. Gofretlerin çekiciliği herşeyi mahvetti. Kandırdı beni. Gofret aldım o parayla.
Hala bilmiyorum nedir keçi boynuzu.
srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
Yeni bi şekil, şemal deniim bu kez. Tamamen amaçsız, tamamen konusuz, tamamen dağınık :) Bi başlangıç kelimesi lazım şimdi bana. Ondan yola çıkıp ver elini bilmemnere. Hmm, ne olsun? Tamam “ne” olsun.
Pis bi kelime. Yani kelime olarak kullanıldığında pis. Yoksa soru cümlesindeki yeri çok müstesna. Kelime olarak kullanılınca karıştırıyor cümleyi. Hem söyleyen hem söylenen için zorlaştırıyor işi.
Mesela bu da pis bi cümle oldu. Su gibi okurken anlaşılmıyo çünkü. Söyleyen kim söylenen kim bi yavaşlayıp düşünmek gerekiyo bikaç milisaniye. Yollardaki DUR tabelası gibi bişey var yani cümlede.
DUR tabelalarında niye kimse durmuyor? Pisliğine mi koymuşlar o tabelayı oraya? Gerçi kimse hiçbi tabelayı takmıyo ki. Mesela E5′de azami hız 90 ama o hızda gitsen küfür yersin.
Azami demişken lisede bi Azmi Hoca vardı, matematikçi. Niye o kadar farklıydı ki o adam? Yani insan niye o kadar absürd olur? Sıradanlıkla ilgili bi takıntısı mı vardı acaba?
Sıradanlık da çaydanlık gibi oldu :) Eskiden atv’de dandik bi dizi vardı. Ordaki maymundu çaydanlık. Erkan Can’ın maymunu. O dizide tanıdım Erkan Can’ı. Tahminen biçok kişi gibi. Hemen dandik oyuncu etiketini yapıştırmıştım. Sonradan anladım ki karakter dandikmiş, oyuncu değil. Dandik olmayan birinin dandik birini bu kadar iyi oynaması aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık oluyomuş.
Tükürüğe karşı nasıl yaklaşmam gerektiğini bilemiyorum. İyi bişey mi kötü bişey mi? Tükürdüğümü yalamam diye söz var. Harbiden de yalamam yani. Iyy, ne pis derim. Ama ağzımın içi tükürük dolu. Ona bişey demiyorum. Yediğim içtiğim herşeye karışıyo, umrumda değil.
Peki umur nedir? Cümle içinde insanın bi yeriymiş gibi kullanılıyo. Bi de hoş var böyle. Hoşuma gitmedi denir mesela. Hiçbişeyi beğenmeyen, herşeye bahane bulan birinin hoşuna bişey olmuş olabilir mi? Belki hoş yollarında iltihaplanma vardır. Hiçbişey hoşuna gidemiyodur :p
Böyle tipler ne gıcık olur. Yani hiçbişeyi beğenmeyenler. İnsanın, adamın kafasını duvara sürtüp kıvılcım çıkarası gelir. Beğenmemek ona göre bi üstünlüktür çünkü. Sen daha iyisini becerebiliyosan hiç durma, buyur yap. Beceremiyosan da bi dur, bi saygı göster be kardeşim.
Bu son cümle Avrupa Yakası’nın Sacit’i modunda oldu. Bu arada Sacit rolündeki oyuncu (Tolga Çevik), Organize İşler’de artalanda kasa açmaya çalışan elemanla (Salih Kalyon) beraber TV8′de Komedi Dükkanı adında bi program yapmaya başlamış. İlk izlediğimde çok sevmiştim. İkinci izlediğimde aynı şey mi bu diye kıllanmış yine de sevmiştim. Ama üçüncü izlediğimde her hafta aynı şey lan bu dedim, sevdim mi bilmiyorum.
Eskiden seyrederdim, artık izliyorum. Niye değişti ki bu kelime? Önceleri herkes seyrediyodu. Sonra bazıları artık seyretmeyip izlemeye başladı. Önceleri yadırgadım onları. “Bu ne cicim, avam tabakası bunlar yahu” dedim. Sonra nasıl oldu bilmiyorum, bigün kendime geldiğimde ben de izliyodum artık. Onlar baskın çıktı. Kaybettik biz bu savaşı.
Bitirmek için bi yöntemim yok. Üç deyince bitirebilirim mesela. Üç…
srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
Sıra beklemeni gerektirecek bi yere gitmişsindir; mesela bi devlet dairesine. Bikaç gün öncesinden planlamış, o günün bi kısmını veya tamamını bu işe ayırmışsındır. Hatta şehrin diğer ucundan geliyorsundur. Sonra belki saatlerce sıra beklemişsindir. Tam erişmek için onca zahmete girdiğin yetkiliye ulaşmış derdini anlatmaya başlamışsındır ki yetkilinin telefonu çalar. Sana hiç sormaz, açar telefonu. Telefonun diğer ucundaki, senin çektiğin onca çabayı, eziyeti çekmeyi istememiş bi kendini bilmezdir. İşin kötüsü; nedense yetkili de ona prim verir. Seni umursamaz, onunla ilgilenir.
Karşıdakinin derdine çare bulunmasını beklersin. Bi taraftan kafanda eşek kulakları hissederken, bi taraftan da sinirlenip yetkiliye küfretmeye başlarsın; içinden tabi. Çünkü o haykırışın sesi az da olsa dışarı çıksa, yüzünde kendini belli etse, sonuna yaklaştığını düşündüğün çilelerin boşa gitmesi riskini alamazsın. O hayvan yetkili, karşıdakinin işini bitirdikten sonra sana döner tekrar. Bi özür bile dilemez.
Telefondakine niye öncelik tanınır peki? Telefonu fazla yazmasın diye mi? Benim oraya gitmek için harcadığım emek, onun telefon faturasından ucuz mudur? Yoksa ben oraya gidecek zaman ayırabildiğim, o buna gerek görmediği için onun vaktinin benimkinden değerli olduğu mu düşünülür?
srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
Garip bi davranış; içgüdü veya benzeri bişey olsa gerek. El hareketleriyle konuşan iki dilsiz görünce insan kendini onları izleyip anlamaya çalışırken buluyor, üstelik anlayamayacağını bile bile. Hareketleri bişeylere benzetip yorumlamaya çalışıyorsun. Sonra çıkardığın tekil anlamları birleştirip cümleyi oluşturmaya çalışınca kelime kelime Türkçe’ye çevrilmiş İngilizce deyim gibi oluyor. Öyle olmadığını bikez daha anlıyorsun; bikez daha çünkü bu eyleme başladığında da öyle olmayacağından emin oluyorsun zaten.
Yüzünde nedensiz bi gülümseme beliriyor, olaydan kopup bi çevrene bakıyosun; tek izleyen sen değilsin. Çevredeki herkes aynı durumda. Karşılıklı konuşma tenis maçı gibi takip ediliyor. Kafalar bi konuşmacılardan birinde bi diğerinde, senkron bi biçimde. Herkesin yüzünde aynı anlamsız ve nedensiz gülümseme.
Ben dilsiz olsam beni acaip rahatsız ederdi bu durum ama nedense şimdiye kadar hiç rahatsız olan bi dilsiz görmedim. Alışmışlar heralde. Gerçi belki enteresan bi haz bile alıyor olabilirler bu durumdan. Herkesin ortasında açık açık konuşuyorsun ama kimse hiçbişey anlamıyor. İstersen salak salak yüzüne bakan tiplere küfret, onlar yine de gülümseyecek. Acun’un programının da sevilmesinin en büyük nedeni bu tahminen.
srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
Bi erkek iyi görünümlü bi kadına baktığında veya benzer şekilde bi kadın bi erkeğe baktığında bunun “insan, hormonlarının etkisiyle soyunu devam ettirmek için kendine en uygun eşi arar” falan diye mantıklı bi açıklaması yapılabilir. Ancak kadınlar niye çevrede iyi görünümlü bi kadın gördüklerinde tepeden tırnağa süzerler? Nedir amaçları?
Ben yanlış yorumluyorum da sadece sıradan bi bakışsa niye o kadar derinden, dikkatli? Lezbiyen bi tavır olduğunu düşünsek tüm kadınlar mı lezbiyen veya tüm kadınlarda mı lezbiyen bi taraf var?
Şimdiye kadar bulabildiğim tek mantıklı açıklama, bu bakışın aslında “ne yapmış da benden daha iyi görünüyor” diye bi tarama olduğu. Bu sırada gözleri önünden de terminatör tarzı bi ekrandan şöyle şeyler geçiyor olsa gerek;
- Yeşil yatay çizgili tişört : Olabilir. Ama bende güzel durmaz, fazla kilolarım var.
- Saç diplerindeki gölge : Çok moda, şu sıralar herkeste var, ay çok banal. Olmaz.
- Ekose etek : Ay ne güzel durmuş. Hemen edinmeliyim bi tane.
- vs…
srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
Uzunca bi süre nedensizce inat ettim ama sonunda teslim olup siteyi WordPress üstüne taşıdım.
Beklediğimden çok daha temiz, oldukça keyifli bi yapı kurmuşlar. Theme, widget ve plugin özellikleri yapıya çok şey katıyor. Bunun gibi kalıp sistemler (fusion, nuke, vs) değiştirilebilirliği oldukça olumsuz etkilese de bu olumsuzluk çoğu zaman gözardı edilebiliyor. Çünkü kullanan birçok kişi var ve sürekli birileri yapıya yeni özellikler ekliyor. Biraz parazit bi yaklaşım mı oldu ne? Neyse, en azından ürettiklerini kullanarak yapıyı geliştirenlerin kişisel tatminini sağlıyorum :)
srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
Şişli Belediyesi, Mecidiyeköy’den Çağlayan’a giderken yol üstündeki dinlenme alanına “Aletli Spor Alanı” adında bi bölüm yapmış. Tahminen eski çocuk parkı oyuncaklarından(kaydırak, salıncak, vs) bozma bikaç spor aleti(!) koymuşlar. Çevre halkı gelip bu aletleri kullanarak spor(!) yapıyor.
Aletler, çocukların kullanımında gayet sıradan bi görüntü oluşturuyor ama televizyonda abşeypır reklamı seyredip gelmiş başörtülü genç kızlar, bu aletlerle ilgili reklamlarda gördükleri davranışları taklit etmeye kalkıp “nasıldı bakiim. şöyle ayakları ileri geri yapıp elle de şunları itip çekiyoduk dimi” diye davranınca oldukça absürd bi görüntü oluşturuyorlar. Oraya gelmelerine sebep olan “verecem lan bu kiloları. görürsün sen” kararlılığının dışa vurumu olan suratlarındaki ciddi ve önemli bişey yapıyormuş ifadesi, hareketlerindeki “ulan düşüp rezil etmeyelim kendimizi şimdi. o kadar kişi de izliyor ha” dikkati ve çevredekilere “yok canım. ben eğlence olsun diye geldim. yoksa walla bak” izlenimi kazandırma çabaları, olan biteni dışardan seyreden biri için daha da keyifli kılıyor.
Kişisel tavsiyem; “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” :)
srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
Gecengun ilkokul ogretmenime rastladim yolda. Insan nasil davranmasi gerektigini bilemiyor. Eli ayagina dolaniyor. Baska biri olsa davranacagin gibi davranamiyorsun cunku. Ilkokul gunlerindeki gibi “etim babamin kemigim bu adamin” dusuncesi kaynakli buyuk saygiyi gostermen gerektigini hissediyorsun icinden biyerlerden ama yapamiyorsun. O davranis seklini bilinc kendine yakistiramiyor. Samimi olayim diyemiyorsun cunku o adamla gecmis munasebetlerinizin hicbiri boyle bi davranisa izin vermemis. Mesafeli davranmayi, hakli olarak “bak serefsize. elimizde buyudu. simdi su afra tafralara bak” diye dusunecek olmasi engelliyor. Ezik bi sekilde agizda laf gevelemeyle sonuclaniyor olay. Sordugu sorulara mumkun oldugunca kisa cevaplar vererek, hatta mumkunse sadece evet/hayir diyerek zamana oynamak zorunda kaliyorsun.
srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
ilkokuldaydim, dorduncu sinif. esra diye bi kiz vardi. yuzunu hatirlamiyorum artik ama tipini hatirliyorum. sarisin, sanirim renkli gozlu, balik eti hatta fazlasi. surekli elinde biseyler atistirirdi. balik etinin fazlasinin nedeni de buydu zaten. klasik bi laf yetistiren ilkokul kizi kisacasi. bigun gelip bana “serap seni seviyor” demisti. klasik bi ilkokul laf yetistirmesi bu da. lafin dogrulugu hala muallak. serap da gorsen yuzune bakilmayacak bi kiz. kendi kendime demistim; “la okul bitse de kurtulsam. ama daha dorduncu siniftayiz. iki sene var. cok zaman. nasil gececek.” klasik bi ilkokul cocugu stresi. gerci o zaman icinde bulundugum durumu hesaba katinca dusuncemde o kadar haksiz da degilmisim. her iki dusuncemde de hatta.
birincisi; iki yil gercekten uzunmus cunku o gune kadarki tum yasantimla oranlanirsa tum yasadigimin 5′te 1′i. 30 yasindaki birinin 6 yilina denk geliyor yani :)
ikincisi; serap gercekten cok cirkindi ve kurtulmam gerekiyodu. gerci o ilkokul stresinin de kizin bana bu kadar cirkin gorunmesinde etkisi yok mudur? vardir cok buyuk ihtimalle.
sonra ne oldu bilmiyorum, zamanda yolculuk yapmisim gibi geliyor o olayin sonrasi. o olayla ilgili hatirladigim bir sonraki sey sikici bi ortaokul dersi sirasinda kafam baska bi yerlere gittigi bi sira “la ben dorduncu siniftayken boyle dusunmustum, bak gecmis o yillar. gozumde buyutmusum.” diye dusundugum.
srdr,
Uncategorized kategorisinde yazmış.
basindan bisey gecer. cok keyiflidir veya bi durumda lafi gedigine oturtuyordur. yeri geldikce insanlara anlatmaya baslarsin. ama bi sure sonra “hmm, daha once anlatmistin” yuz eksitmesi, keyifsizligiyle karsilasmaya baslarsin. bu yuzden sunu suna anlattim, suna anlatmadim diye bi checklist tutarsin kafanda. ama olay sayisi arttikca liste birbirine girer. cok anlattiginin farkinda oldugun bi olayi anlatacaginda “anlatmisimdir daha once” diye baslayip olasi cakismanin farkindaymissin hissi uyandirmaya calisirsin. ama aslinda farkinda olsan hic baslamayacaksindir bile lafa.
bi de checklist tutmayanlar vardir. ayni seyi kirk kere anlatirlar. bikac anlatimdan sonra o anlatirken sen de icinden tekrar etmeye baslarsin ama adami bozmamak icin bisey de demezsin. “hmm, daha once anlatmistin” yuz eksitmesinden de anlamazlar boyleleri. cunku onlara gore bu bi keyifsizlik belirtisi degil insanlarin normal tepkisidir. kendilerine hep boyle davranildigindan bunun normal oldugunu dusunurler. her seferinde sikila sikila sonuna kadar dinlersin. ama bi sure sonra hikayenin neresinde ne tepki vermen gerektigini ezberler, hikayeyle ilgilenmiyorken gerektigi yerde sasirir, gerektigi yerde ders cikarir gecistirirsin.