[Mim] Neden Yazıyorum Ki?

Efenim, “mim ne yaw” diyenler için; blog yazarlarının birbirine pasladıkları konular bunlar. Bi çeşit web şişe çevirmecesi. Ama yapanlar liseli olmadığı için haliyle konular da “hiç birini öptün mü” tarzı konular olmuyo tabi :) Neyse, burdan ilk mimimi gönderen Pınar‘a sevgilerimi iletip, sadede geliim. Mim konum neden blog yazdığım, süre 60dk, başarılar :)

Bigün yapacak bişey bulamamış bilgisayarımda dosya temizliği yaparken, zamanında yazıp bilgisayarımın ücra köşelerinde şifreli dosyalarda sakladığım yazılarımdan bazılarının şifrelerini benim bile hatırlayamadığımı görüp dedim en iyisi ben bunları böyle tutmiim de bi takma isimle bi blog’a yazayım. Hem şöyle olur hem böyle olur diye kendimi ikna edip blog neymiş öğrenmek için bakınmaya başlayınca ilgimi çekti meret. Takma ismi de şifreli dosyalardaki içeriği de bi kenara bırakıp başladım blog işine. Ama keyifle başladığım işe ilgimi kaybedişim nedense çok hızlı oldu. Ta ki WordPress’le tanışıncaya kadar. Buradan WordPress’i yazan mübarek insanlara, Malatya’daki dayıma, Isparta’daki teyzemin kızına ve tüm sevenlerime sevgi, saygı ve hürmetlerimi sunarım.

Neyse efenim, WordPress’e geçişten sonra -nasıl/niye olduğunu ben de bilmiyorum- yazdıklarım hep belli bi şekil ve içerikte olmaya başladı. Ben de karşı çıkmadım içimdeki bu şeye, blog bu halini aldı. Şimdi arada “ahan da konu” dediğimde hemmen cep telefonuna bi not alıyorum. Yazasım geldiğinde bu notların içinden birini seçip döküyorum içimi, rahatlıyorum :)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(2 oy, ortalama: 10 / 10)

Spam Dilenci v2

Eskiden bi dilenci görünce insanlar bilirlerdi ki o kişi cidden ihtiyaçlarını karşılayamadığı için orada, o halde. Hatta dilenen kişi halinden utanırdı. İnsanların suratına bakamaz, kafasını önüne eğerdi.

Sonra bi ara yeni bi dilenci modeli türedi. Bunların kılık-kıyafetine, yaşına-başına bakıyodun, hiç de ihtiyacı varmış gibi durmuyodu. “Bu gidip bi yerde çalışsa ya dileneceğine” diye düşündürüyolardı. Ama zaten o sıra o kişi çalışıyo oluyodu. Dilenciliğin artık bi meslek haline gelmesinin ilk işaretleriydi bu tiplerin türemesi. Sektörü uzun süre forse etti bunlar ama insanlar yavaş yavaş olaya uyanmaya başlayınca gelirler de düşmeye başladı haliyle. Ama boş durmadılar. Duygu sömürüsü taktiğini geliştirdiler. Kah yanlarına küçük bi çocuk aldılar, kah kör oldular, birinin elinden tutup yürüdüler. Ekmeklerini taştan çıkardılar yani :)

Son zamanlarda bu numara da artık işe yaramamaya başlayınca yeni bi modele geçmiş bulunuyolar. Yolda giderken, birden “kardeş bi bakar mısın” diye başlayıp kısa ama kurgulu bi hikaye anlatıyolar. Sen “noluyo” sorusuna cevap bulana kadar bişeyler koparmaya çalışıyolar. İşin içine ilk girdiklerinde gerçekten ihtiyacı olduğu için dilenenlere vurdukları darbeyi bu ikinci hareketle yolda birine “kardeş bi bakar mısın? saat kaç acaba?” gibi sıradan bi şekilde yaklaşan insanlara vurdular.

Artık yolda biri bana doğru yaklaşıp konuşmaya başlayınca “ya?” diye düşünüp duymamazlıktan geliyorum. Bu arada sağolasın mp3 player :) Yaptığım şey hayvanlık, farkındayım, ama böyle bi önlem de gerekiyo artık. Belki çoğalmadan önleri kesilir.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(1 oy, ortalama: 10 / 10)

Öpsem mi Acaba?

Yeni tanıştığınız, aranızda bi samimiyet bulunmayan biriyle karşılaşmışsınızdır. Adam, ortamdaki diğer kişilerle selamlaşmaya, el sıkışıp öpüşmeye başlamıştır. Sıra yavaş yavaş size gelirken kafanızdaki acaba soruları giderek kuvvetlenir. Size nasıl yaklaşacağını bilemediğiniz için nasıl yaklaşmanız gerektiğini kestiremezsiniz. Sonra sıra size gelir. Tereddütlü bi şekilde elinizi uzatırsınız. Bu hareket, hep karşıdan da olumlu yanıt alır. O da elini uzatır, tokalaşırsınız. Sorun olan tarafsa bundan sonrasıdır. Aradaki samimiyet yarım olduğu için selamlaşma da mı yarım olacaktır, yani sadece el sıkışmayla mı kalacaktır, yoksa öpüşme faslına geçilecek midir? Muammadır bu.

Handshake

Samimi görünmek için gülümseyerek karşıdakinin gözlerine bakar ne yapacağını kestirmeye çalışırsınız. Öpüşmek için uzanma hamlesini ondan bekler, uzanırsa doğal bi karşılık verebilmek için her hareketini dikkatle takip edersiniz. Aslında aynı sırada o da sizinle aynı durumdadır. O da sizi izliyordur. İçinde bulunduğu durum sizinkiyle aynıdır. Ama iki taraf da sakin görünmeye, durumu karşıdakinden gizlemeye çalışır. Süre geçmekte, siz karşılıklı gülümsemektesinizdir. Sonunda ya taraflardan biri uzanır, bitirir bu sinir savaşını ya da taraflar yeterince uzun süre geçtiğine karar verip tokalaşmayı bitirir.

İlk ihtimal gerçekleşmişse aranızdaki samimiyet biraz daha kuvvetlenmiştir. Bi dahaki karşılaşmalar sorunsuz olur. Siz de o da rahattır, tokalaşır öpüşürsünüz.

İkinci ihtimalin gerçekleşmesi durumu, yani tokalaşmanın öpüşmeden bitmesi, biraz daha sancılıdır. Sonraki bikaç karşılaşmada aynı süreç tekrar edecektir. Bikaç karşılaşma sonrasında durumun hala aynı olması ilişkiye büyük zarar verecek, samimiyetin “baba naber”den ileri gidememesine neden olacaktır. Daha sonraki karşılaşmalarda artık durumu umursamayacak, tokalaşıp çekilecek hatta belki de tokalaşmayacaksınızdır bile.

Bi de ilişkinin başlamadan bitmesi durumu vardır. Başta bahsettiğim gibi elinizi uzattığınızda o da karşılık verecektir ancak eller tokalaşırken gülümseyerek gözlerinize bakmazsa, öpüşmeyi bi ihtimal olarak bırakmazsa kara defterinize bi tik atarsınız. Bi dahaki sefere tokalaşmaya bile nazlanır, o elini uzatmadan siz uzatmazsınız.

Gerçi belki de ben paranoyağımdır :)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(5 oy, ortalama: 9.8 / 10)

Para Yatırma Ünitesinde Sıkışan Para

İşlemini yapamaman bakımından belki can sıkıcı bişey, ama olaya bi de o sıkışan paranın sahibinin gözünden bakmak gerek, dimi? Yani ya sen parayı verdiğinde “Paranız sıkıştı. Hadi yürüyün gidin şimdi.” dese alet? Üstüne bi de banka şubesinde olmayan bi bankamatikse bu? Yandı canım keten helva :)

Çok büyük ihtimalle bi şekilde korunuyodur o para, işlem bilgileri vesaire. Ama o çok büyük ihtimalden geriye kalan ufacık ihtimalin varlığı bile -paranın miktarına bağlı olarak- insanı durum çözülene kadar yemeden içmeden kesebilir. “Elektronik alettir sonuçta, ya tam ben gidince bişey olur da parayı geri verirse?” diye düşünür gidemezsin. Telefon bankacılığını ararsın, “Biz burdan yardım edemiyoruz, lütfen en yakın şubeye başvurun” derler. Kalırsın arada.

Aslında bu içerikli bi “Fw:Lütfen Tanıdığınız Herkese İletin” maili, acaip hızlı yayılır :) Bi arkadaşımın eşinin iş arkadaşının başına gelmiş. Bankamatiğe sahte para koyuyolarmış. Bankamatik bi sonraki para yatırma işleminde bu hatayı verip 10dk sonra sıkışan parayı faiziyle iade ediyomuş. İletin herkese ;)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(Henüz oy verilmemiş)

Grip Virüsü

flu.jpgAnlam veremediğim bi canlı bu. Şimdiye kadar milyarlarca kez denenmiş ve başarısız olunmuş bişeyi ısrarla tekrar ediyorlar. Belki biraz istatistik öğrenseler vazgeçecekler bu yaptıklarından. Çoğalınca vücut karşı saldırıya geçip yokediyor kendilerini ama dinlemiyorlar.

İstisnalar vardır tabi, vücut bağışıklık sisteminin zayıflığından yararlanıp başarılı olabildikleri vakalar. Ama kardeşim, insan önce bi dener. Ufaktan bi grup gönderirsin, düşmanın gücünü bi kontrol edersin, bakarsın ki işin zor hiç denemezsin. Ben böyle az nüfusla da iyiyim der takılırsın.

İşin içinde ya bi mazoşizm var ya da sonsuz bi kararlılık. Günün birinde başarılı olabilmek ümidiyle devam ediyorlar. Eğer cidden bu kadar kararlılarsa onlar için kötü bi haber; insanlar da boş durmuyor. Şansları düşük yani :)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(Henüz oy verilmemiş)

Sallanan Kamera Tekniği

Galiba ilk Asmalı Konak’ta kullandılar bunu. Sonra popüler oldu, tüm Türk dizilerinde kullanılmaya başlandı. Kadrajdaki olay hareketli veya hareketsiz olsun, kamera hafif hafif sallanır, daireler çizer. Sen cismi kaçırmamaya çalışırsın, gözün yorulur. Hatta bu sallanma hareketine takılırsan, bi süre sonra miden bulanır. Daha gerçekçi bi hava yaratma, kişiye olayın olduğu yerden izliyormuş hissi verme çabası olsa gerek. Ama eksik düşünülen veya gözardı edilen bi nokta; kameranın hareket ettiği bi sahnede sallanmasını doğal karşılasak bile, sabit dururken niye sallanıyor? Ben sabit dururken sallanmıyorum.

Gerçi belki de bilgisayardan screenshot alınmasına karşı bi önlemdir bu. Alınan screenshotlar bozuk, bulanık çıksın diye yapıyolardır. Veya dandik ekipman kullanıyolarsa, “Görüntü bozuk, bari kamerayı sallayalım da millet bu yüzden sansın” diye düşünüyor da olabilirler :)

Bi zamanlar first-person-shooter oyunlarda da kullanılmaya çalışıldı bu. Gerçi orada sadece “İnsan koşarken kafası yere paralel hareket etmez, aşağı yukarı sallanır” diye düşünüp oyundaki karakteri de salladılar. Ama koşarken kadrajla beraber nişangah da sallanınca kimseyi vuramayıp kah gıcık olduk, kah küfrettik.  Sonra nasıl yaptılarsa geliştirip, rahatsız etmeyen bi yürüme hareketi sağladılar. Sağolsunlar.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(1 oy, ortalama: 8 / 10)

Ördek Vurma Oyunundaki Silah

“Nasıl oluyor da oluyor” sorusunun ilk ortaya çıktığı olaylardandır bu. Hatta çıkıp çıkmayacağının işaretlerindendir. Ortada bi ekran(TV) ve bi tabanca(kumanda) vardır. Tabancayla ekranda gezen kuşlara nişan alıp ateş ettiğinde ekrandaki kuş vurulur, köpek gider kuşu getirir. Bu olaya verilen iki çeşit çocuk tepkisi vardır.

Bi gruptakilere göre tabancadan bişey çıkıp gidip kuşu vurmuştur, velet puan almıştır. Herşey normaldir, zaten TV kumandası da böyle çalışıyodur. Ama diğer gruptakilere göre ortada bi gariplik vardır. TV üzerinde kumandanın gönderdiği şeyi alan siyah bi nokta vardır. Ama hangi ördeğin vurulduğunun anlaşılması için ekranın her yerinde o noktalardan olması gerekir. Yoktur.

Şimdi aşağılamış gibi olacağım ama ilk gruptakiler genelde sözelci olurlar, ikinci gruptakiler sayısalcı. Daha doğrusu ilk gruptakilerin düşünme şekli sözelci olmaya daha yatkındır, ikinci gruptakilerinki ise sayısalcı. Ama içinde bulunduğumuz çağ ve ülkede bi çocuğun ne olacağına ailesi karar verdiği için haliyle böyle olmayabilir de.

Not : Hala nasıl çalıştığını merak edenler için;
- Kısaca; tabancadan bişey ekrana gitmiyomuş, ekrandan tabancaya bişey geliyomuş (ışık haliyle). Tabanca sadece ışık sensörüymüş.
- Uzunca; http://electronics.howstuffworks.com/question273.htm

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(3 oy, ortalama: 9 / 10)

İsimli Kolye

Niyeyse kolyesinde ismi yazan tipler var ortalıkta. Yaka kartı taşımak gibi bişey aslında, ama yolda yaka kartı taşımak mantıksız gelirken, güzel bi font ve altın rengi bi metal kullanılarak takı havası kazandırılmış o kolyeyi taşımak mantıklı gelebiliyor insanlara.

Hatta kadınlar sahiplenmiş bu olayı. Benzer bi şeyi yapan bi erkeğe kro damgası yapıştıracak(ki geniş yaka bi beyaz ceket, üstten bikaç düğmesi açılmış pembe gömlek ve gömlekten fışkıran kılları düşününce şimdi ben de yapıştırdım o damgayı), yüzüne bakmayacak kadınlar bile takabiliyor böyle bi kolye.

Kendine veya ismine tapınma gibi bişey mi? Yoksa hafızasını kaybetmesi durumunda “insaniyet namına sahibine teslim ediniz” notu mu? Belki de “sevgilim olsa bi tarafında onun bi tarafında benim fotomun olduğu kalp şeklinde kolye takardım ama yalnızlık ömür boyu” söyleminin dışa vurumudur. Hiçbiri değilse de adı Fikri’dir;

“Vaay Fikri Bey, hoşgeldin falan. Dedim nerden tanıyacağım, meğerse künyeyi görmüş.” (bkz: vizontele)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(Henüz oy verilmemiş)

Keçi Boynuzu

Hiç öğrenemedim nedir bu keçi boynuzu denen şey. Kuruyemişçilerin sattığı bişey olduğuna göre tahminen ya yeniyodur ya da kaynatıp içilen bişeydir.

İlkokul zamanında bigün bi çocuktan çok güzel bişey olduğunu duymuştum. Karizmayı çizdirmemek adına ne olduğunu da soramamıştım. İçimdeki merağı gidermenin tek yolu vardı; bi tane edinmek. Kuruyemişçiye gidip “şunlar ne kadar” diye sordum. Söylediği fiyat yeni mission’ımdı artık. Para biriktirmeye başladım. Alıp öğrenecektim ne olduğunu. “Önce bi ısırmayı denerim, olmadı kemiririm, o da olmazsa içini açıp yenilebilecek bi yeri var mı diye bakarım” diye düşünüyordum.

Bi süre sonra artık yeterince param vardı. Kuruyemişçiye bu kez kendimden emin bi şekilde gittim. Ama ne olduysa raftaki gofretleri görünce oldu. Bi tarafta ne olduğunu bile bilmediğim bişey, bi tarafta süper gofretler vardı. Gofretlerin çekiciliği herşeyi mahvetti. Kandırdı beni. Gofret aldım o parayla.

Hala bilmiyorum nedir keçi boynuzu.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(1 oy, ortalama: 8 / 10)

Dağınık 01

Yeni bi şekil, şemal deniim bu kez. Tamamen amaçsız, tamamen konusuz, tamamen dağınık :) Bi başlangıç kelimesi lazım şimdi bana. Ondan yola çıkıp ver elini bilmemnere. Hmm, ne olsun? Tamam “ne” olsun.

Pis bi kelime. Yani kelime olarak kullanıldığında pis. Yoksa soru cümlesindeki yeri çok müstesna. Kelime olarak kullanılınca karıştırıyor cümleyi. Hem söyleyen hem söylenen için zorlaştırıyor işi.

Mesela bu da pis bi cümle oldu. Su gibi okurken anlaşılmıyo çünkü. Söyleyen kim söylenen kim bi yavaşlayıp düşünmek gerekiyo bikaç milisaniye. Yollardaki DUR tabelası gibi bişey var yani cümlede.

DUR tabelalarında niye kimse durmuyor? Pisliğine mi koymuşlar o tabelayı oraya? Gerçi kimse hiçbi tabelayı takmıyo ki. Mesela E5′de azami hız 90 ama o hızda gitsen küfür yersin.

Azami demişken lisede bi Azmi Hoca vardı, matematikçi. Niye o kadar farklıydı ki o adam? Yani insan niye o kadar absürd olur? Sıradanlıkla ilgili bi takıntısı mı vardı acaba?

Sıradanlık da çaydanlık gibi oldu :) Eskiden atv’de dandik bi dizi vardı. Ordaki maymundu çaydanlık. Erkan Can’ın maymunu. O dizide tanıdım Erkan Can’ı. Tahminen biçok kişi gibi. Hemen dandik oyuncu etiketini yapıştırmıştım. Sonradan anladım ki karakter dandikmiş, oyuncu değil. Dandik olmayan birinin dandik birini bu kadar iyi oynaması aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık oluyomuş.

Tükürüğe karşı nasıl yaklaşmam gerektiğini bilemiyorum. İyi bişey mi kötü bişey mi? Tükürdüğümü yalamam diye söz var. Harbiden de yalamam yani. Iyy, ne pis derim. Ama ağzımın içi tükürük dolu. Ona bişey demiyorum. Yediğim içtiğim herşeye karışıyo, umrumda değil.

Peki umur nedir? Cümle içinde insanın bi yeriymiş gibi kullanılıyo. Bi de hoş var böyle. Hoşuma gitmedi denir mesela. Hiçbişeyi beğenmeyen, herşeye bahane bulan birinin hoşuna bişey olmuş olabilir mi? Belki hoş yollarında iltihaplanma vardır. Hiçbişey hoşuna gidemiyodur :p

Böyle tipler ne gıcık olur. Yani hiçbişeyi beğenmeyenler. İnsanın, adamın kafasını duvara sürtüp kıvılcım çıkarası gelir. Beğenmemek ona göre bi üstünlüktür çünkü. Sen daha iyisini becerebiliyosan hiç durma, buyur yap. Beceremiyosan da bi dur, bi saygı göster be kardeşim.

Bu son cümle Avrupa Yakası’nın Sacit’i modunda oldu. Bu arada Sacit rolündeki oyuncu (Tolga Çevik), Organize İşler’de artalanda kasa açmaya çalışan elemanla (Salih Kalyon) beraber TV8′de Komedi Dükkanı adında bi program yapmaya başlamış. İlk izlediğimde çok sevmiştim. İkinci izlediğimde aynı şey mi bu diye kıllanmış yine de sevmiştim. Ama üçüncü izlediğimde her hafta aynı şey lan bu dedim, sevdim mi bilmiyorum.

Eskiden seyrederdim, artık izliyorum. Niye değişti ki bu kelime? Önceleri herkes seyrediyodu. Sonra bazıları artık seyretmeyip izlemeye başladı. Önceleri yadırgadım onları. “Bu ne cicim, avam tabakası bunlar yahu” dedim. Sonra nasıl oldu bilmiyorum, bigün kendime geldiğimde ben de izliyodum artık. Onlar baskın çıktı. Kaybettik biz bu savaşı.

Bitirmek için bi yöntemim yok. Üç deyince bitirebilirim mesela. Üç…

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(Henüz oy verilmemiş)