Sabahları, eğer o sabah yapmam gereken önemli bir iş yoksa, saatlerce alarmın snooze moduna takılıp kalıyorum. 10dk’da bir tekrar uyanmayı denemek, göz kapaklarını belki aralayabilmek, sonra kendinde yeterli gücü bulamayıp kendine bi 10dk daha uyku hediye etmek, mutluluk, 10dk sonra alarm sesiyle kocaman bi mutsuzluk, aynı kabusun tekrar etmesi, sonsuz döngü, break, break!!!
Son zamanlarda göz altı torbalarım mı arttı, bana mı öyle geliyor? Küçükken gözlerim bu kadar çekik değildi sanki. Yoksa bu çekiklik değil de sadece şişmiş göz mü? :o
Bi de bu anlarda tam uyanamamışlıktan kaynaklı davranışlar var. Bazen saatler sonra kalkıp alarmın kapatılmış olduğunu görüyorum. Ya da arada yatakta oturur vaziyette uyanıyorum. Omurilik efendi artık sıkılmış, bilinci uyandırmak için vücudu kaldırıp oturtmuş bekliyor. Demek ki omuriliğimin elinden tutan olsa vücudu alıp tek başına yönetecek de önü kesiliyor, kumpas kuruluyor kendisine.
Bilincin duruma yaklaşımı zaten daha vahim. Gel gitler sırasında ne olup bittiğini bile anlamlandıramıyor. “Ne? Ne oluyor? Nerdeyim ben? Yatağımda. Peki az önceki sarışın hatunlar nereye gitti? Aaa, evet, buradalarmış. O zaman benim yatağımı bu plaja kim getirdi? Anaa, yatak değil şezlongmuş. Bu şezlong, benim yatağıma ne çok benziyor? Hatta bu şezlong değil benim yatağım! Sarışınlarım benim, durun gitmeyin !!!”
Uyurken insan saatlerce hareketsiz durur. Ancak uyanık olduğunda hiçbir kuvvet bunu yaptıramaz, muhtemelen bi yerden sonra “yeteeeer” bağırtısı duyulur. Heralde uyku denilen şeyin varoluş sebebi de bu. Yani vücudun hareketsiz durabilmesi, böylece kasların dinlenebilmesi için insanın bilincini kapatması.



Henüz Yorum Yapılmamış.