Her uzun yol, sonu neresi olursa olsun heyecan vericidir, keyiflidir. Otobüs kalkmadan, yolun sonlarına doğru o koltukla ilgili hissedilecek tiksinti hiç olmayacakmış gibi, yol boyunca oturulacak koltukla tanışılır. Gerçekten uzun bi yolun sonlarına doğru insanın içinden gelen avazı çıktığınca “yeteeer” diye bağırma isteği aslında pek yadırganacak bişey değildir :)
Bir uzun yolun en keyifli anı ise gecenin bi vakti uykudan uyanıp inilen bi mola yeridir. Önce tuvalet aranır, bulunur. “Nası olsa bi daha gelmeyecek bunlar” ve “elleri mahkum bu tuvalete girmek zorundalar” umursamazlıkları yüzünden tuvalette hiçbişeye, hatta suya bile dokunmamaya çalışarak vücut ifrazatı vücuttan atılır.
Ardından özellikle güzergahı bilmeyen insanın içini “burası neresi acaba” merağı kaplar. Arabaların plakalarına bakılır, farklı farklı bi sürü plaka vardır genelde, zira orası bi yol üstü mola yeridir. Sonra çevredeki tabelalara, yazılara bakılır. Oradan belki bi ilçe adı öğrenilebilir ama bu da insanı o ilçenin hangi ile bağlı olduğunu bulmak için zihnindeki geçmiş kare bulmaca tecrübeleriyle karşı karşıya bırakır. “Soldan sağa 3, Afyon’un bir ilçesi, ‘emi’ ile başlıyor, 7 hafli, emirdağ mı çıkmıştı ya?”. Mekanda satılan ürünler de oranın neresi olduğunu bulma konusunda yardımcı olabilecek son işarettir. Örneğin pişmaniye İzmit’te, kaymak Afyon’da, pastırma Kayseri’de olduğunuza delalettir.
Herşeye rağmen bulunamazsa, gidilir, camdaki sinek leşlerini yıkayıp defneden muavinden (yeni adıyla host) bilgi alınır. Artık rahatlamış olan bünye, sıcak koltuğuna dönüp dik koltuk rahatsızlığında uyumaya çalışma eziyetine devam etmeye hazırdır.


Henüz Yorum Yapılmamış.