İhtiyaç

Her insan kendini çok iyi tanıdığını düşünür. Ben de öyle düşünüyodum. Ancak yaşadığım şu son 3 aylık hayattan izole dönem bana pek de öyle olmadığını öğretti. İki yaşamsal ihtiyacımın farkına bu dönemde vardım; lezzet ve müzik.

Üniversite bitmeden önceki bi deri bi kemik zamanlarımda da, sonraki tosun zamanlarımda da yemeyi severdim. Ama karın doyurma maksatlı olduğunu sandığım bu davranışımın altında gizli bi ihtiyaç varmış. Meğerse ben lezzet olmayınca keyifsizleşiyo, huysuzlaşıyomuşum. Yemeklerin kötülüğüyle meşhur tümenimizde ne zaman etli bi yemek çıksa, yemeğe et olarak konmak için kesilen hayvancağızların ardından o yemek boyunca yas tutardım. Mekanları cennet olsun.

Müzik ise apayrı bişeymiş benim için. Arada -Mustafa Başçavuş’un dikkatsizliğinden olduğunu sanıyorum- megafon kalitesizliğinde bile olsa türkü dinleme fırsatı buluyorduk ki bu anlarda bile içimde bi sevinç hüzmesi beliriyordu. Tören alanında bando olduğu için esas duramıyordum. Ayaklarım hemen bi ritmin peşine takılıp başlıyordu gizli gizli yeri dövmeye. İlk çarşı iznimde dinlediğim mp3, sıcak kumlardan serin sulara atlamak gibiydi. Şimdilerde yeni iPhone’um da sağolsun bolca dinleyip gideriyorum susuzluğumu.

Yorum Yazın