Gözlük
Comment Yorum Yaz

3,5 yılın birikimi olan çizikleri yüzünden artık ne kadar silersem sileyim buğulu gördüğüm gözlüğümü değiştirme planları yapıyordum elbette ama bu planlar, ertelediğim onca diğer planım gibi yastık altında, belki birgün diye bekliyordu. Geçengün, hiç değilse diye gözlüğümü silerken duyduğum çıt sesi, bir anda o an başka yerde olan aklımı irkip kendine getirdi. “Yoksa?” diye düşünmeye kalmadan, gözlüğün her camı bir elime kanadı kırık bir kuş misali usulca süzüldü. Alt dudağımda başlayan depremi, “zaten çizikten başka bişey göremiyodum. hem vidaları da gevşeyip duruyodu. iyi oldu iyi” avuntusuyla dindirdikten sonra, kafamı kaldırıp uzaklara baktım. Evet, çizik yoktu, ancak görüntü de VCD kalitesindeydi. İçimi tekrar bir hüzün kapladı.

Lenslere karşı hissetmeye başladığım ani ve dayanılmaz yakınlık, “Lens Bakımında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar” başlıklı birkaç web sayfası okuduktan sonra kendine güvensizlikle karışık bir muhafazakar nefrete dönüştü. Aşk ne kadar büyük olursa sonrasındaki nefret de o kadar büyük oluyormuş gerçekten :)

glasses

Engellileri az da olsa daha iyi anladığım bir Pazar gününün ardından soğuk algınlığına yakalanmamda, göremediğimden içine düştüğüm arabesk ruh halinin etkisi var mı bilemiyorum. Ancak Pazartesi’yi dışarıda yapmam gerekenleri bitirir bitirmez, doktora bile gitmeden, kös bir oturuşla bitirmemde soğuk algınlığının payının büyük olduğunu bilebiliyorum.

İki günlük eziyetin ardından beni iyileştirmesi için kendimi ellerine teslim ettiğim doktorun düşüncesiz bi şekilde ruh halimle bir oyuncakmış gibi oynayacağından hiç haberim yoktu. Ben yıllardır kendimi miyop, miyopu da böyle gör(eme)mek sanarken, doktor aslında hiçbir zaman miyop olmadığımı söylerken son derece fütursuzdu. Neymiş efendim, ben “miyop ve astigmat” değil “miyop astigmat”mışım. Yani sadece alelade, basit, negatif değerli bi astigmat.

Daha önce de ehliyet almak için yaptırdığım kan grubu testi sonucumu gördüğümde kendimi bu kadar kendime yabancı hissetmiştim. Yıllardır 0 Rh(-) sandığım kan grubumun aslında A Rh(-) olduğunu öğrendiğimde de şimdiki gibi, “yok canım, benim ben olma ihtimalim yok. kesin uzaylılar benim bilincimi tıpatıp bana benzeyen başka bi bedene aktardılar. ben, benim kopyamım kesin.” diye düşünmüştüm. Gerçi bikaç kez “ulan ben uzağı da göremiyorum yakını da, bu nasıl miyop” diye kendi kendime kıllandığım olmuştu, ancak gençlik travmasıdır diye üstünde pek durmamıştım.

Reçetemi alıp son bir ümitle gözlükçüye gittim. Gözlüğü takıp göremeyince, tekrar o aciz doktora dönecek, “bu mu sana okuttukları tıp? sana diploma veren hocaya yazıklar olsun” diyerek gözlüğü doktorun suratına fırlatacaktım. “Abim, ben ettim sen etme. yaptım bi cahillik, sen miyopun kralıymışsın bilemedim, affet ne olur” diye ayaklarıma kapandığında da mağrur bir şekilde “aramızdaki herşey bitti doktor. senin için bi daha aynı şeyleri hissedemem” deyip, kapıyı çarpıp odadan çıkacaktım. Gerçi ben bunu ilk düşündüğümde olayın sonu böyle duygusal değildi ama yazarken ne oldu bilmiyorum.

Herşeyin daha iyi olacağını umarak gittiğim gözlükçü ise doktordan daha efendi çıkmadı. Önce, benim “çerçevesiz gözlüklerin vidaları gevşiyor” dememden cesaret alıp “evet, zaten kimseye tavsiye etmiyoruz biz de onları” diyen adam, ben çerçeveli gözlüklere ısınamayıp elime yine bi çerçevesiz gözlük aldığımda “bakın onlar da çok iyidir, hem hafiftir diğerlerine göre” diye bana çerçevesiz gözlükleri övmeye başladı. İşin enteresan tarafı, ben de bunu yedim. Temiz yüzüne kandığım gözlükçü meğer ağır bi esnafmış. O da yetmezmiş gibi sanırım benden habersiz doktorla anlaşıp gözlüğe miyop da eklemiş, zira ben adamın bana verdiği gözlükle gayet güzel görüyorum. Ya da belki de göremiyorumdur. Yani belki de ben doğduğumda gözüm bozuktu. Hep böyle gördüğüm için diğer insanları da böyle görüyor sanıyorum ama diğer herkesin gözleri şahin gibi.


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(1 oy, ort : 10.00 / 10)
Orta Türkçe
Comment 4 Yorum

Diğer Türk dillerini dinlemek enteresan bi his yaratıyor. Kullanılan tonlama ve sesleri çıkarış biçimi Türkçe’yle aynı olduğundan tüm sesleri tam olarak ayırt edebiliyorsun. Duyduğun bi cümleyi şivesiz söyleyebilirmişsin hatta düzgün bi şekilde yazabilirmişsin gibi geliyor. Ama sanki cümledeki hemen hemen bütün kelimeler “müteferrik” gibi daha önce işin olmadığından anlamını bilmediğin kelimelerden oluşuyor da anlayamıyorsun.

Örneğin sayılar gibi bazı şeyler gayet anlamlı, hemen hemen tüm ek ve bağlaçlar da anlaşılıyor. Hatta oturup cümleyi öğelerine ayırmaya kalksan şu yapım eki, şu dolaylı tümleç diye ayırabilirsin. Ama biri kalkıp “şair bu şiirinde ne demek istemiş” dese verecek bi cevabın da yok.

Uygurlu (doğrusu bu mu bilemedim. bkz:yunanlı) dutar üstadı Abdurehim Heyit’in Ketmeydu (anladığım kadarıyla “gitmeseydi” demek) isimli türkü/şarkısı da bunun üstüne deney materyalimiz olabilir.

Bu yazının dibine bi de Türk lehçeleri sözlüğü eklemek güzel olur sanırsam. Ayrıca sözlüğe Rusça’yı da eklemişler, kim ne kadar etkilenmiş görebilmek için kullanışlı oluyor.


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(2 oy, ort : 5.50 / 10)
Beleş Piko Albeni’den Tatlıdır
Comment 1 Yorum

ulker

Dün akşam Gayrettepe metro istasyonunda hem cepteki bozukluklardan kurtulup hem de ağzımızı tatlandırarak bi taşla iki kuş vuralım derken üç kuş birden vurduk. Sapıtık Ülker makinesi, attığımız 25 kuruşu tanımayınca yerine 1,6TL ve 1 adet Piko verdi. Gerçi bu hareketinde bizim makineye uyguladığımız ufak şiddetin de etkisi olabilir ama ben buna çok da ihtimal vermiyorum. Bence bugüne kadar diğer insanlardan çalıp çırptığı 25 kuruşların vicdan azabına daha fazla dayanamadı alet.

Basit bi hesap yaparsak; her 5 saniye için 1,35TL + 1Piko kazanabildiğimiz piyasa şartlarında dakikada 16,2TL + 12Piko, saatte 972TL + 720Piko ve günde yaklaşık 23.328TL + 17.280Piko kazanabilirdik. Yani o an olayın şokuyla Piko’muzu alıp olay yerinden uzaklaşmak yerine 25 kuruş atmaya devam etseydik kısa zamanda zengin, şişman ve Piko’cular zinciri sahibi olabilirdik. İşte insan eline geçen fırsatları kullanmayı bilmeli. Ah ulan!


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(2 oy, ort : 5.50 / 10)
Kumru
Comment Yorum Yaz

kumru

İhtiyar hamster Farettin’in daha 40′ı çıkmadan penceremizde iki kumru belirdi. İçerde birilerinin olduğunu farketmeden camın önüne konup kaçan kumru için “bunlara bulgur versek yerler mi lan?” merağıyla başladı herşey, şimdi cama gelmek için jaluzinin açılmasını kollayan bi çift kumrumuz var.

Cam açıksa bi gelip kendilerini gösteriyolar. Biz ilgilenmezsek pencerenin iç tarafına geçiyolar, geziniyolar kendilerini gösterinceye kadar. Biz ona da tepki vermeyince iki kez içeri girmeyi denediler. Kovaladık sıçmasınlar ortalığa diye. Unutup jaluziyi açmazsak bi süre sonra camın önünden seslerini duymaya başlıyoruz. “Abim be, atıver biraz bulgur, uğraştırma şimdi beni ortalıkta yiyecek aramayla gözünü seviim” der gibi.

Olay National Geographic’e döndü. Kumru bilimci olacaz yakında. Hava kararmaya başlayınca ortadan kayboluyolar, camın önünde bulgur bile olsa. Doyma hisleri var, ne kadar verirsen hepsini yeme gibi bi eşeklikleri yok. Serçelerle araları fena değil, yandan gelip bulgur aşıran serçelere laga luga yapmıyolar. Kedi taktiğiyle oldukça yavaş hareketlerle yaklaşırsan kaçmayı akıl edemiyorlar.

Tüm kumrular arası ilişkiler de camımızın önünde capcanlı. Bi ara, bizim kumruları birbirinden ayırtetmedeki zaafiyetimizden faydalanan, yabancı bi kumru daha keşfetmiş bu camdan bulgur servisi yapıldığını, fazla geçmeden bizim kumrular gelip dersini verdiler sahte kumruya.

Bi güvercin türüyken diğer güvercin türleri kadar popüler olmamasının tek sebebi rengi. Şöyle yanar dönerli canlı renkleri olsa millet evde bile beslerdi, şimdi camın önüne yuva yapınca kovuluyor. Serçe ve kumruya yapılan önyargıya bi son verilmeli!!!


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(5 oy, ort : 10.00 / 10)
Yeni Tema
Comment 2 Yorum

Bundan bikaç gün önce, yine blogu canlandırma gazım geldiği bi an kendimi tema ararken buldum. Aradım, taradım, damak tadıma göre bişey bulamadım. Sonunda “yeter üleayn” nidası eşliğinde kendi temamı yapmaya karar verdim.

Eski Tema

WordPress teması nasıldır, Photoshop’tur, PHP’dir, CSS’dir derken “bence” güzel bişey çıktı ortaya. Gerçi bazen (bilgisayarda “bazen” ne demek onu da anlamış değilim ya) anlamsız bi şekilde sağ sütun sitenin altına kayıyor ama bi süre idare edin artık. Ben nedenini bulabilip düzeltene kadar böyle bi durum oluşursa bi F5 yapın, düzelir ;) Düzelmezse ya da farklı sorunlar görürseniz iletişim sayfasında mail adresim olacaktı, iki satır çiziktiriverin.

Onca zaman bloga hizmet eden eski temanın bi screenshot’ını ekleyerek kendisine ileriki yaşantısında başarılar diler, yeni aydınlık ve ferah temanın bloga hayırlı olmasını temenni eder, blogda yapacağım değişimin bununla sınırlı kalmayacağını belirtir, bu cümleyi bi şekilde bitirmenin bi yolunu arar ve bulurum. Umarım, eski temada bi süre kullandıktan sonra baş gösteren “bunun bi kaşı daha mı yukarıda lan” sendromunu bu temada yaşamam.


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(2 oy, ort : 10.00 / 10)
Eylül
Comment Yorum Yaz

sonbahar İlkokulda, sınıfın arka tarafında, mevsimleri öğretme amaçlı bi afiş/tablo/çizelge asılıydı. Çizelgedeki ilk ay eylüldü. Sanırım kafamdaki eylülün bişeylerin başlangıcı olduğu fikrinin kaynağı o çizelge.

Eylül bi çeşit yılbaşıdır bana göre. “Yıllık yağış miktarı” gibi kavramlar hep eylülden eylüle hesaplanıyormuş gibi gelir. Gerçi eylül mesela tv kanalları için de yeni sezon demektir veya biçok oyun çıkış tarihi olarak eylülü seçer. Demek ki o çizelgedeki sıranın da bi başka kaynağı var. Zaten ayların sayısı da 12, kesin paganlarla ilgilidir bu da :) (bkz: Zeitgeist )

Pek sevemediğim bi ay olmuştur hep. Bi yaz insanı olmam yüzünden de olabilir. Veya başladığım günden bitirdiğim güne kadar nefret ettiğim bişey olan okulların eylülde açılması yüzünden olabilir.

Okula başladığım ilk hafta, babamla annemi karşıma alıp durumdan duyduğum şikayeti kendilerine anlatmıştım. Bu iş bana göre değil, ben okula gitmeyeceğim demiştim. Ama yaşım yüzünden olduğunu sanıyorum, pek ciddiye alınmadım. Ben bi yandan derdimi anlatırken annem bi yandan beslenme çantamı hazırladı. Lafım bittiğinde önlüğümü giydirmişti bile. Bu kadar eziyet duyduğum bişeye üniversiteyi bile bitirecek kadar uzun bi süre nasıl katlandım hiçbi fikrim yok.

Yıllar sonra “A Beautiful Mind” filminde Jonh Nash’in bi repliği, yıllar önce hissettiklerimi gözümün önüne getirmiş, gözlerimi yaşartmıştı; “Dersler zihni köreltir, yaratıcı potansiyeli yok eder.”


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(1 oy, ort : 5.00 / 10)
Uyku
Comment Yorum Yaz

Sabahları, eğer o sabah yapmam gereken önemli bir iş yoksa, saatlerce alarmın snooze moduna takılıp kalıyorum. 10dk’da bir tekrar uyanmayı denemek, göz kapaklarını belki aralayabilmek, sonra kendinde yeterli gücü bulamayıp kendine bi 10dk daha uyku hediye etmek, mutluluk, 10dk sonra alarm sesiyle kocaman bi mutsuzluk, aynı kabusun tekrar etmesi, sonsuz döngü, break, break!!!

Son zamanlarda göz altı torbalarım mı arttı, bana mı öyle geliyor? Küçükken gözlerim bu kadar çekik değildi sanki. Yoksa bu çekiklik değil de sadece şişmiş göz mü? :o

Bi de bu anlarda tam uyanamamışlıktan kaynaklı davranışlar var. Bazen saatler sonra kalkıp alarmın kapatılmış olduğunu görüyorum. Ya da arada yatakta oturur vaziyette uyanıyorum. Omurilik efendi artık sıkılmış, bilinci uyandırmak için vücudu kaldırıp oturtmuş bekliyor. Demek ki omuriliğimin elinden tutan olsa vücudu alıp tek başına yönetecek de önü kesiliyor, kumpas kuruluyor kendisine.

Bilincin duruma yaklaşımı zaten daha vahim. Gel gitler sırasında ne olup bittiğini bile anlamlandıramıyor. “Ne? Ne oluyor? Nerdeyim ben? Yatağımda. Peki az önceki sarışın hatunlar nereye gitti? Aaa, evet, buradalarmış. O zaman benim yatağımı bu plaja kim getirdi? Anaa, yatak değil şezlongmuş. Bu şezlong, benim yatağıma ne çok benziyor? Hatta bu şezlong değil benim yatağım! Sarışınlarım benim, durun gitmeyin !!!”

-o-

Uyurken insan saatlerce hareketsiz durur. Ancak uyanık olduğunda hiçbir kuvvet bunu yaptıramaz, muhtemelen bi yerden sonra “yeteeeer” bağırtısı duyulur. Heralde uyku denilen şeyin varoluş sebebi de bu. Yani vücudun hareketsiz durabilmesi, böylece kasların dinlenebilmesi için insanın bilincini kapatması.


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(2 oy, ort : 5.50 / 10)
Portakallı Popkek
Comment Yorum Yaz

Bazı akşamlar, nedense hava her zamankinden daha karanlıkmış gibi gelir insana. Sanki diğer akşamlar ortalıkta hiç değilse ışık hüzmeleri varmış da o akşam bi şekilde tüm ışık sönmüş, ortalık zifiri karanlık olmuş gibi hisseder, bunalırsın.

Böyle akşamlarda yağan yağmur da insanı bi başka ıslatır. Kaşını, kirpiğini geçip gözüne girmeye başlayan yağmur damlalarının ıslaklığından yüzünü biraz olsun kurtarmak için elinle yüzünü silmeye kalkarsın, ama elin yüzünden daha ıslaktır. Kurulayacağına daha da ıslatır yüzünü.

Karanlık bi akşamdı, acaip yağmur yağıyordu, sabah evden çıkarken anahtarımı unutmuştum, evde kimse yoktu ve ben deli gibi acıkmıştım. Eve birileri gelene kadar açlığımı nasıl bastırabileceğim sorusu için aklıma ilk gelen cevap popkek olmuştu. En yakın markete dalıp kek reyonuna koşturdum. O an bi kekle ilgili tek kriterim büyük olmasıydı, neye göre portakallı popkeki seçtim veya -o anki iştah yüzünden olsa gerek- hangi ara keki bitirdim hatırlamıyorum. Tek hatırladığım bi ara “bunun kreması beyaz, ne biçim portakallı kek lan bu” diye düşünüp, hemen ardından da “amaaan, beyaz meyaz, portakallı işte” diye kendimi cevapladığım.

Aradan yıllar geçti, o an o kadar beğenmeme rağmen -neden bilmiyorum- o günden sonra bi daha hiç yemedim portakallı kek. Geçengün, sonunda, markette her görüp “neyse başka zaman yerim”lerime bi son vermek için aldım yine, evet gerçekten güzelmiş. Daha sık yemeliyim.


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(5 oy, ort : 6.40 / 10)
Şehirlerarası
Comment Yorum Yaz

Her uzun yol, sonu neresi olursa olsun heyecan vericidir, keyiflidir. Otobüs kalkmadan, yolun sonlarına doğru o koltukla ilgili hissedilecek tiksinti hiç olmayacakmış gibi, yol boyunca oturulacak koltukla tanışılır. Gerçekten uzun bi yolun sonlarına doğru insanın içinden gelen avazı çıktığınca “yeteeer” diye bağırma isteği aslında pek yadırganacak bişey değildir :)

Bir uzun yolun en keyifli anı ise gecenin bi vakti uykudan uyanıp inilen bi mola yeridir. Önce tuvalet aranır, bulunur. “Nası olsa bi daha gelmeyecek bunlar” ve “elleri mahkum bu tuvalete girmek zorundalar” umursamazlıkları yüzünden tuvalette hiçbişeye, hatta suya bile dokunmamaya çalışarak vücut ifrazatı vücuttan atılır.

Ardından özellikle güzergahı bilmeyen insanın içini “burası neresi acaba” merağı kaplar. Arabaların plakalarına bakılır, farklı farklı bi sürü plaka vardır genelde, zira orası bi yol üstü mola yeridir. Sonra çevredeki tabelalara, yazılara bakılır. Oradan belki bi ilçe adı öğrenilebilir ama bu da insanı o ilçenin hangi ile bağlı olduğunu bulmak için zihnindeki geçmiş kare bulmaca tecrübeleriyle karşı karşıya bırakır. “Soldan sağa 3, Afyon’un bir ilçesi, ‘emi’ ile başlıyor, 7 hafli, emirdağ mı çıkmıştı ya?”. Mekanda satılan ürünler de oranın neresi olduğunu bulma konusunda yardımcı olabilecek son işarettir. Örneğin pişmaniye İzmit’te, kaymak Afyon’da, pastırma Kayseri’de olduğunuza delalettir.

Herşeye rağmen bulunamazsa, gidilir, camdaki sinek leşlerini yıkayıp defneden muavinden (yeni adıyla host) bilgi alınır. Artık rahatlamış olan bünye, sıcak koltuğuna dönüp dik koltuk rahatsızlığında uyumaya çalışma eziyetine devam etmeye hazırdır.


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(5 oy, ort : 8.00 / 10)
Düğmeye Basınız
Comment Yorum Yaz

Hiçbir aksiyon olmadan bu kadar olay barındıran bir otobüs yolculuğunu sanırım ilk kez yaşıyorum. Herşey ilk otobüs durağında başladı. Otobüs gelmemekte ben de beklemekte inat ettim. 10 dakikada bir olan otobüs için, yaklaşık 45 dakika ayakta dikildim. Benden sonra gelenler beklemekten sıkıldı, başka şekillerde gitmenin yollarına baktı. Ama ben bekledim. Hatta işi o kadar inada bindirdim ki o otobüs hattı iptal edilmiş olsa belki de hala o durakta bekliyo olurdum. Ama hemen hemen benimle aynı inadı gösteren kızın beklemeye başladığında kenarları yukarı bakan kaşlarını (mükemmel olduğunu düşünen kız bakışı) 45 dakika sonra -buluşacağı kişiye geç kalmış olmaktan olsa gerek- ortası yukarı bakarken (küçük emrah bakışı) görmek keyifliydi ;)

Sonra otobüs geldi. İçerde kendime bi yer edindim. Bu sırada gözüm yanında ayakta beklediğim adamın telefonunda yazdığı SMS’e takıldı. Kız arkadaşına yazıyodu. Gayet normal bi biçimde “Geç kaldım kusura bakma” diye başladı mesaj. Sonra adam anlamadığım bi nedenden kendini yermeye başladı. Çok kararsız biriymiş de bu hayatındaki en büyük problemmiş, şöyle kötü bi adammış da böyle kötü bi adammış. Adam bunları yazarken bi ara omuzlarından silkeleyip “kendine gel be adam, güç içinde” diyesim geldi. Ardından kızı övdü biraz. Kız çok iyi niyetliymiş, ahlaklıymış, süper bişeymiş. Bu noktada, onca film izlemiş biri olarak işin sonuna dair tahminler yürütmeye başladım tabi ama bi taraftan da “yok canım, özrünü kuvvetlendirmek için yapıyodur“ diye de kendimi kandırmaya devam ettim. Sonra adam bi ara durdu, uzun uzun düşündü ve son cümleyi yazmaya başladı: “seni daha fazla incitmeden ” yazdı ve yine durdu. Bu kez daha da uzun düşündükten sonra cümleyi bitirdi: “kesmek en iyisi sanırım”. Ağzım açık izledim mesajın nereden nereye geldiğini. Bu şaşkınlığıma ineceğim durağa geldiğimi anlayışım da eklenince hiç tereddütsüz bastım düğmeye.

İkinci araçta da bi dejavu gibi başka bi adamın telefonuyla başladı olay. Yılan oynuyodu. Onu izlerken “hey gidi hey” dedim kendi kendime. Lise zamanı ne kaptırmıştık bu oyuna. Sınıfın en yüksek skorunu yapmak herkesin peşinde olduğu, paha biçilemez bi olaydı. Derslerde bile sıra altından yılan oynuyoduk. Allah belamızı versin :)

Sonra bi ara kafamı bi kaldırdım. Afet bi hatun gözlerini kaçırdı. Çevreme bi bakındım. Bu yanımdaki hacı amcaya bakıyo olamayacağına göre, evet evet bana bakıyodu. Hem de bu kadar güzel bi kız. Tam bu düşünceyle benim yüzümde bi gülümseme oluşmuşken, kız “hala bakıyor mu” kontrolü için yine döndü. Sanırım güzel gülümsüyorum, utangaç bi bakışla yine kafasını çevirdi. Tam belli etmeden camdaki yansımadan izlemeye çalışıyordu ki, gözlerini orada da yakaladım. Bi süre ona mı baktığımı anlamaya çalıştıktan sonra yüzünde bi gülümsemeyle “ya ne alakası var, ben dışarıya bakıyorum” numarasına yattı. Ama dışarıya da baksa bana da baksa benim ineceğim durak gelmişti. Yine bastım düğmeye. Ah ulan otobüs aşkları, yaktınız lan beni !!! ;)


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız
(5 oy, ort : 8.20 / 10)
SrdrBlue theme by srdr. Powered by Wordpress